Evlilik birliğinin temelinden sarsılması, genel boşanma nedenidir. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması bu birlikteliğin bozulmasına neden olan her türlü hadiseyi içerebilir. Buna ilişkin kesin bir sınır çizmek son derece güçtür. Evlilik birliğini temelinden sarsacak olgu veya hadiselerin sınırlı olarak sayılması mümkün değildir, bu nedenle kanun bu konuda herhangi bir sayım yoluna gitmemiştir. Özel boşanma sebepleri kanun koyucunun öngördüğü belli olayların meydana gelmesi halinden ibaret iken, önceden belirlenmesi imkânsız olan çok çeşitli ve belirsiz olaylardan her biri evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olabilir.

Ayrıca evlilik birliğini sarsan sebeplerin, evlilik öncesine ait olup olmaması da önemli değildir. Boşanma davasının açıldığı esnada bu sebeplerin varlığı yeterlidir. Dava açıldıktan sonra meydana gelen olaylar davaya etki etmez.

Evlilik birliğinin temelinden sarsılması, boşanma sebebinin objektif unsurudur. Bu boşanma sebebinin varlığını, hangi olguların evlilik birliğini temelinden sarstığını hâkim takdir eder. Öyleyse bu boşanma sebebi nisbidir denilebilir.

Aşağıda evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına ilişkin koşulları inceleyeceğiz ve buna ek olarak temelinden sarsılmaya ilişkin olguları ele alacağız. Öte yandan bir koşul olmasa da kusur unsuru üzerinde ayrıca duracağız. Zira aşağıda da izah edeceğimiz gibi kusur bir dava koşulu olmasa da bu sebebe dayanan davalarda kusurun hiçbir rolünün olmadığı söylenemez.

  1. Evlilik Birliğinin Temelinden Sarsılmasına İlişkin Şartlar

Bir boşanma davası evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebine ilişkin olarak açılmışsa boşanmaya hükmedilebilmesi için Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinin birinci fıkrası hükmü geçerlidir. Bu durumda evlilik birliğinin temelinden sarsılmış olması ve ortak hayatın çekilmez hale gelmiş olması gibi iki önemli şartın gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılır. Aşağıda bu iki şartı sırasıyla ele alacağız.

  1. Evlilik Birliğini Temelinden Sarsan Bir Olayın ya da Olayların Yaşanması
  2. Temelinden Sarsılma Sayılacak Olayların Genel Özellikleri

 Öncelikle, eşler arasında evliliği temelinden sarsacak bir hal bulunması gerekmektedir. Her ne kadar Eski Türk Medeni Kanunu’nda bu hal için geçimsizlik ifadesi kullanılmış ise de kanun koyucu Türk Medeni Kanunu’nda bu ifadeyi haklı olarak kullanmamıştır. Çünkü, her geçimsizlik, evlilik birliğini temelinden sarsmayacağı gibi evlilik birliğinin temelini sarsan her vakıa da geçimsizliğe neden olmayacaktır. Bu bakımdan, geçimsizlik oldukça muğlak bir kavramdır ve temelden sarsmaya ilişkin halleri mutlak surette geçimsizlik bağlamında değerlendirmek mümkün görünmemektedir. Örneğin bir kaza sonucunda taraflardan biri evliliğin gereklerini yerine getiremeyecek derecede yaralanırsa ve taraflar birbirlerini sevmeye devam ediyorlarsa eşler arasında bir geçimsizlik yoktur ama evlilik birliğinin temelinden sarsılmadığı da söylenemez. Yani evlilik esnasında eşlerden biri evliliğe özgü hususları yerine getiremeyecek duruma düşerse, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı kabul edilmelidir.

Evlilik birliğini temelinden sarsan durum ve vakıalar, eşlerin icrai veya ihmali hareketlerinden meydana gelebileceği gibi, eşlerin kusurunun olmadığı

kendiliğinden meydana gelen bir hadiseden kaynaklanması da mümkündür. Evlilik birliğinin sarsılması için eşlerden birinin kusurlu olması veya kasıtlı hareket etmesi şart değildir. Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesi evlilik birliğini devam ettirmesi kendisinden beklenemeyecek olan eşlerden her birinin bu davayı açabileceğini düzenlemiştir.

Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan en temel şeyler evliliğin eşlere yüklediği ödev ve yükümlülüklere aykırı davranılması veya yerine getirilmemesi şeklinde kendini gösterir. Örneğin, çocuklara bakmak yani yaşayacakları uygun meskeni ve sağlıklı beslenmelerini sağlamak, tedavilerini yaptırmak, onları koruyup kollamak, geçimlerini sağlamak, eğitim ve öğretimini sağlamak bu kapsamda çocuğu dürüst, kötü alışkanlıklardan uzak, iyi ahlâk sahibi, çalışkan ve bilgili bir insan olarak yetiştirmeye çalışmak eşlerin yükümlülüğüdür ve eşlerin bu yükümlülüğü yerine getirmesini diğer eşten bekleme ve isteme hakları vardır denilebilir. Gene, sadakat yükümlülüğü de eşlerin aykırı davranmaması gereken, evlenme ile diğer eşe verdikleri bir sözdür.

Doğaldır ki, eşler arasında karakter farklılıkları bulunabilir. Bazı karakter özelliklerinin birbiriyle bağdaşması çok zordur, bir arada bulunması ciddi sorunlara yol açabilir. Ayrıca sevgi ve şefkat eksikliği, karşılıklı bağ ve güven eksikliği hallerinde evlilik birliği temelinden sarsılmıştır denilebilir. Gene, eşler arasındaki eğitim düzeyi farkı, yaş farkı, din mezhep farkı, siyasi görüş farklılıkları da evlendikten sonra eşlerin ortak bir paydada bir araya gelmelerine engel olabilir ve zamanla eşlerin birbirinden kopmasına yol açabilir. Eşlerin, aralarındaki bu farkları evlenmeden önce biliyor olmaları, evlendikten sonra bu farklılıklardan dolayı evliliklerinde meydana gelecek kötü gidişat nedeniyle boşanma davası açmalarına engel olmamalıdır. Keza, eşler,

yoğun sevgi duygusu ile bir araya gelmiş ve evlenince bu farklılıkların üstesinden gelebileceklerini ummuş ama başarısız olmuş olabilirler.

Bir kızgınlık anında söylenen nahoş söz veya yapılan hareket her ailede görülebilir veya günlük yaşanan birer olumsuz hadise olabilir. Günlük önemsiz münakaşalar da olumsuz hadiseye örnek olarak verilebilir. Lakin, bu tür durumların tek başına evlilik birliğini temelinden sarstığı söylenemez. Ancak, iki kişi sürekli olarak her gün küçük meselelerden münakaşaya girebiliyorsa, bu münakaşaların kapanması, hep başka bir önemsiz münakaşanın gündeme gelmesi sayesinde olabiliyorsa, bu durumda temelden sarsılmadan söz etmek mümkün olmalıdır. Belli ki bu kişiler arasında sürekli bir anlaşmazlık hali mevcuttur. İşte burada temelinden sarsılma geçimsizliğe dayanmamaktadır.

Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına ilişkin hadiseler kişiler bakımından değişkenlik gösterebileceği gibi aileler açısından da farklı nitelikler taşıyabilir. Hâkime bu noktada da takdir yetkisi tanınmıştır. Evlilik birliğinin temelinden sarılması sebeplerini saymak suretiyle sınırlamanın imkânsızlığı nedeniyle, davaya bakan hâkim her somut olayın özelliklerine göre iddia olunan halin evlilik birliğini temelinden sarsıp sarsmadığını Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesini de dikkate alarak takdir edecektir.

Evliliği temelinden sarstığı iddia edilen hadiselerin boşanma sebebi olarak kabul edilebilmesi için bu hadiselerin sürekli olması gerekir. Yani, bir kereye mahsus olan veya diğer eşin rahatsız olduğunu beyan etmesi sonrası terk edilen davranışlar boşanma sebebi olarak kabul edilmemektedir.

Bu açıklamlara göre, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını kabul edebilmemiz için, eşler arasında geçimsizliğe neden olan süreklilik gösteren bir durum veya vakıalar zinciri olması gerekmektedir ve geçimsizliğe neden olan bu hallerin hem objektif olarak hem de eşler bakımından subjektif olarak evliliği temelinden sarsacak nitelikte olması gerekmektedir.

  1. Temelinden Sarsılmaya Neden Olan Olgulara Örnekler

Evlilik bağı her ne kadar sıkı bir bağ olsa da evliliğin devamını mümkün kılan bazı değerlerin varlığını koruması hassas dengelerin korunmasına bağlıdır. Bu dengeyi bozacak, evliliği temelinden sarsacak hadiseler sınırsız tür ve şekilde ortaya çıkabilir.

Evlilik birliğinin devamını imkânsız kılan davranışlar aynı zamanda boşanma konusu davranışlardır. Bu davranışlar hakkında pek çok araştırma yapılmıştır. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerini de içeren bazı çalışmalarda, evlilik birliğini bitiren en sık rastlanan sebep şiddet olarak tanımlanmıştır. Şiddet sebebini akrabaların olumsuz etkisi, eşlerin sosyal aktivite ve paylaşımlarının düşük olması ve eşlerin birbirini tanıyamamaları sebepleri takip etmiştir. Bu konuda Yargıtay 2. Hukuk Dairesi içtihatlarını referans alan Gençcan, bu davranışları, şiddet içeren davranışlar olarak ele almıştır. Şiddet, “bireylerin yaralanmasına, sindirilmesine, öfkelenmesine veya duygusal baskı altına alınmasına yol açan fiziki veya herhangi bir şekilde hareket, davranış veya muamele” şeklinde tanımlanabilir. Bu tanım doğrultusunda Gençcan şiddet içeren davranışları; duygusal, fiziksel, görsel, ekonomik, cinsel ve sosyal bütünlüğe yönelik olarak sınıflandırmıştır. Bu şiddet türleri maddi ya da manevi görünüm arz edebilirler.

Ancak, genel olarak kabul gören ve uygulamada sıkça karşılaşılan temelinden sarsılma hallerini şöyle örneklemek mümkündür:

– Eşlerden birinin sık sık geceleri eve gelmemesi veya sık sık evi terk edip geri dönmesi,

– Eşlerden birinin aile sırlarını ifşa etmesi

– Eşlerden birinin cinsel ilişkiye girmesine engel olacak fiziksel veya psikolojik hastalığının olması,

– Eşlerden birinin sebepsiz yere sürekli cinsel ilişkiden kaçınması.

– Eşlerden birinin kısırlığa neden olan bir hastalığa (rahim kanseri vb.) yakalanması,

– Diğer eşin rızası hilafına çocuk sahibi olmasına engel olma,

– Eşlerden birinin başka biri ile flört etmesi, eve başkasını alması, başkasıyla birlikte yaşaması gibi sadakat yükümlülüğünün ihlali niteliğindeki davranışlar,

– Eşlerden birinin, diğerini, onun rızası dışında ortak konuta aldığı bir akrabası yahut bir arkadaşı ile sürekli beraber yaşamaya zorlaması,

– Eşlerin ekonomik darlık içinde olmalarına rağmen eşlerden birinin çalışmak istememesi veya diğer eşin kazancı ile savruk bir yaşam sürmesi,

– Eşlerden birinin, diğer eşin çalışmasına veya kariyerini devam ettirmesine engel olması,

– Eşlerden birinin veya her ikisinin de ortak yaşamın getirdiği ihtiyaçları bir kenara bırakıp haklı bir sebep olmaksızın sürekli kendi ebeveynlerinin evinde kalması,

– Eşlerden birinin, evlendikten sonra, dini bir topluluğa dahil olması ve ortak yaşamın düzenini bozarak bu dini topluluğun görev saydığı emirler doğrultusunda hareket etmeye başlaması,

– Eşlerden birinin alkol, kumar, uyuşturucu, alışveriş, estetik ameliyat, adrenalin sporları, cinsel bağımlılık gibi bağımlılıklarının olması.

–  Eşin kendi ailesi ile görüşmesine engel olmak,

–  Eşin ebeveynlerinden birinin ameliyat olması halinde onu ziyarete

göndermemek,

–  Eşinin hastalığı ile ilgilenmemek,

–  Eşinin hastalığı sırasında onu terk ederek akrabalarının veya çocuklarının yanına gitmek.

Tehdit ve sindirme aracı olarak cinselliğin kullanılması da evliliği temelinden sarsacaktır. Örneğin istenmeyen zamanda ve yerde veya istenmeyen şekilde eşin cinsel ilişkiye zorlanması, cinsel organlara zarar vermek, kürtaja zorlamak gibi eylemler evlilik birliğini temelinden sarsacaktır. Cinsel şiddetin, doğrudan kendisi için evlilik birliği çekilmez hale gelen eşe yönelik olması da gerekmemektedir. Mesela, sadomazoşist cinsel eğilimleri olan yani kendisine yönelik fiziksel acı verilmeden cinsel doyuma ulaşamayan eşin diğer eşi kendisinin canını acıtmaya zorlaması halinde de zorlanan eşin bu durumdan manevi olarak etkilenmeyeceği söylenemez. Bu nedenle diğer eşe yönelik fiziksel acı verecek eylemlere zorlanan eşin, kendi vücut bütünlüğüne yönelik bir saldırı olmasa da cinsel yoldan şiddete maruz kaldığının kabulü gerekir. Ayrıca eşin yakınları tarafından cinsel saldırıya maruz kalmak da cinsel şiddet kapsamında değerlendirilebilir.

Şiddet, eşler arasında olabileceği gibi, eşlerden birinin çocuklara yönelik şiddet içeren davranışları da evlilik birliğini temelinden sarsacaktır. Hatta, eşlerden birinin diğer eşin anne babasına veya kardeşlerine yönelik şiddet içeren davranışları da evliliği temelden sarsıcı bir neden oluşturabilir. Örneğin, Yargıtay bir kararında aynı okulda öğretmen olan eşlerden birinin okul bahçesinde kayınpederine şiddet uygulamasını evlilik birliğini temelinden sartıstığını kabul etmiştir. Yargıtay başka bir kararında eşin kayınvalidesine şiddet uygulamasının ve ona hakaret etmesinin evliliği temelinden sarstığını ve evliliğin devamında eşler ve çocuklar için yarar kalmadığına karar vermiştir.

Yukarda bahsettiğimiz gibi TÜİK verilerine dayanan bilimsel çalışmalar evliliklerin yıkılmasına neden olan önemli sebeplerden birinin akrabaların olumsuz etkileri olduğunu ortaya koymuştur. Bu durum da dikkate alınarak, eşlerden birinin kan hısımlarının diğer eşe karşı davranışlarının boşanma sebepleri dışında tutulabilmesi mümkün değildir. Bu nedenle, eşlerden birinin akrabalarının, eşin bilgisi dahilinde, diğer eşe karşı gerçekleştirecekleri şiddet eylemlerine eşin sesini çıkarmaması, görmezden gelmesi, mani olmaya çalışmaması, gereken tedbiri almaması da evlilik birliğini temelinden sarsan bir neden olabilir. Örneğin Yargıtay, eşin kardeşinin diğer eşi dövdüğü ve eşin buna sessiz kaldığı olayda, davacı eşin ve babasının davalı eşi sürekli dövdükleri olayda ve bir başka dosyada davacının davalıya bağımsız bir ev temin etmeyerek annesi ile babasının davalıyı dövmeye devam etmesine zemin hazırladığı olayda kardeşi eşini dövmesine rağmen kardeşine engel olmayan davalı eşin aynı zamanda eşini ailesinin yanına taşınması için baskı yaptığı olayda evlilik birliğinin temelinden sarsıldığına ve birliğin devamına imkan kalmayacak derecede geçimsizlik bulunduğuna karar verilmişti.

Öte yandan, bizce, kayın hısımlarının eşe veya onun alt soyuna karşı, sürekli şekilde sözlü aşağılama, üçüncü kişilerin önünde küçük düşürücü davranışlarda bulunması ve diğer eşin buna göz yumması yani manevi şiddet içeren davranışları da evlilik birliğini temelinden sarsacak hallerden biridir.

Aile giderlerinin karşılanabilmesi için eşin kendi kazancı ile giderlere katkı sağlamaması, mazeretsiz olarak bir işte çalışmaması, eşlerden birinin pintilik büzeyinde aşırı tasaruflu davranışlar göstermesi, çocuklarının eğitim öğretim giderlerine katılmaması, çocuklarının ihtiyaç duydukları özel ders, kurs gibi ihtiyaçları için gerek duyulan ekonomik desteği vermemesi, çocuklarının özel yetenekleri olmasına rağmen bu yeteneklerin öne çıkarılabilmesi için ihtiyaç duyulan malzemelerin, mesela enstrüman, spor malzemeleri gibi, almaması da ekonomik şiddet olarak kabul edilebilir ve eşin bu eylemleri evlilik birliğini temelinden sarsmaya elverişlidir.

Eşlerin evliliğin tabiatı gereğince birbirinden ekonomik taleplerde bulunması olağandır; fakat, bu taleplerin sürekli olması halinde, kanaatimizce eşlerin çalışıp çalışmadığına, taleplerin zorunlu ihtiyaçlardan kaynaklı olup olmadığına, taleplerin eşin ekonomik gelir gider dengesine uygun olup olmadığına ve benzeri özelliklere de dikkat edilerek, eşin diğer eşten sürekli ekonomik talepte bulunmasının diğer eş için evliliği temelinden sarsıp sarsmadığını ve evliliği çekilmez hale getirip getirmediğini hakim takdir etmelidir. Eşinin ekonomik olarak çökmesine, borca batmasına, iflas etmesine neden olacak şekilde savruk bir yaşam süren diğer eşin, eşinin içine düştüğü durumu düşünmeden onu sürekli ekonomik yönden sömürmesi de ekonomik şiddet kapsamında değerlendirilmelidir. Örneğin, davacı eşin, diğer eşin sürekli para talep ettiği kendisinin de kredi çekip diğer eşe verdiği iddiaları ile temelinden sarsılma nedenine dayarak açtığı boşanma davasında, Bölge Adliye Mahkemesi davalının davacıdan sürekli maddi taleplerde bulunduğunun ispatlandığına ve ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkân vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik halinin mevcut olduğuna karar vermiş. Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararını inceleyen Yargıtay ise davalının sürekli davacı eşinden maddi taleplerde bulunduğu şeklindeki iddianın evliliğin temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmadığına karar vermiştir. Bizce, eşinin, aile birliğinin giderleriyle ilgili olmayan ekonomik taleplerine yetişebilmek için kredi çekip parasını eşine veren davacı için evlilik biriliğinin temelinden sarsıldığını evliliğin çekilmez bir hal aldığı görüşünü kabul eden istinaf mahkemesinin kararı daha uygundur.

  1. Ortak Hayatın Çekilmez Hale Gelmiş Olması

Kanun koyucu, Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesinde çekilmezlik ifadesine yer vermemiştir. Kanunda evliliği temelinden sarsan hadisenin boşanmaya neden olabilmesi için sarsıntının önemi, kapsamı veya derecesi bakımından bir koşul düzenlenmiştir. Bu koşul evliliğe devam etmenin eşlerden beklenemesi olup, öğretide bu çekilmezlik olarak ifade edilmiştir.O halde evlilik birliğini temelden sarsacak hadiselerin varlığı, boşanma için her koşulda yeterli değildir. Eğer eşler, çok ciddi sorunlarla karşı karşıya olsalar da ortak yaşamı sürdürmekte hiçbir güçlük çekmiyorlarsa evlilik birliğini sürdürmeye devam ediyorlarsa boşanma şartları gerçekleşmemiştir.

Evlilik bağının ve birlikte yaşama arzusunun yok olması tek bir sebebe ve örneğe sığdırılamayacak kadar karmaşık olan, sosyal, kültüral, psikolojik ve ekonomik pek çok bileşeni olan bir konudur. Çeşitli nedenler evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olmaya elverişli olabilir ancak evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığı ve ortak hayatın çekilmez hale gelip gelmediği hem olayın ağırlığına hem de ailenin durumuna göre farklılaşabilir. Bir aile için evliliği olumsuz yönde etkileyen ve ortak hayatı çekilmez hale sokan bir olay başka bir aile için benzer etkiler doğurmayabilir. Ortaya konan sebepler, toplumun genelinde ciddi sorunlar olarak görülmesine rağmen subjektif olarak eşlerin evliliğinin temelini oluşturmuyor olabilir, bu durumda somut olayda çekilmezlik şartının bulunmadığı söylenmelidir. Örneğin, kadının halen doğurgan olduğu bir dönemde üç çocuklu bir ailenin en küçük çocuğunun bir hastalıktan ölmesi evlilik birliğinin devamını çekilmez kılmayabilir; ama sırf kadın hamile kaldığı için evlenmiş olan çiftlerin bu çocuğun ölümü üzerine temelinden sarsılan evlilik birliği onlar için çekilmez hal alacaktır. Bundan dolayı evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanma durumunda, hâkimin takdir yetkisi önem kazanmaktadır. Hâkimin, böyle bir durumda, evlilik birliğinin temelden sarsılması kavramına somut bir içerik vermesi ve hakkaniyete uygun surette, evlilik birliğinin devamının eşlerden beklenebilir olup olmadığını da tespit etmesi gerekmektedir. Hâkim takdir yetkisini kullanırken eşlerin kişisel özelliklerini, öğrenim düzeylerini, ekonomik durumlarını, sosyal statülerini, yaşadıkları yerdeki kültür yapısını ve çiftin kültür düzeyini vb. göz önünde bulunduracaktır. Bir kısım yazarlar, temelinden sarsılmanın subjektif kriterlere göre değil objektif kriterlere göre değerlendirilmesi, çekilmezlik şartının subjektif kriterlere göre belirlenmesi görüşünü savunmuştur. Yargıtay kararında şöyle demiştir: “Bir çok konuda evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı noktasında hâkime taktir hakkı tanımıştır. Dolayısıyla olayın özellikleri, oluş biçimi, eşlerin kültürel sosyal durumları, eğitim durumları, mali durumları, eşlerin birbirleri ve çocukları ile olan ilişkileri, yaşadıkları çevrenin özellikleri, toplumun değer yargıları gibi hususlar dikkate alınarak evlilik birliğinin sarsılıp sarsılmadığı tespit edilecektir. Bu karara göre Yargıtay, hakimin, sadece çekilmezlik şartı bakımından değil, temelinden sarsılma şartı için de subjektif özellikleri dikkate alması gerektiğini söylemektedir. Kanaatimizce de, her iki şartın varlığı sogulanırken eşlerin subjektif özellikleri dikkate alınmalıdır. Aksi durumda, farklı ekonomik seviyedeki ve kültür yapısındaki ailelerin aynı bakış açısıyla değerlendirilmesine neden olacaktır. Bu şekilde bir değerlendirme eşlerin iradelerine ve kişiliklerine değer verilmemesine, birlik içerisinde karşılıklı olumlu duygular besleyerek yaşama imkanı kalmamış eşlerin evli olarak yaşamaya zorlanmasına neden olunması sonucunu doğurabilir.

Evlilikten doğan yükümlülüklerden biri de, eşlerin iyi günlerde olduğu kadar kötü günlerde de birbirlerine destek olma sıkıntıları birlikte atlabilmek için gayret göstermeleridir. Bu nedenle, eşlerin, karşılaştıkları her ufak tefek sıkıntıda boşanma davası açıp subjektif olarak evliliğin çekilmez hal aldığı iddiasında bulunmaları evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını kabule yeterli değildir. Hakim, subjektif unsurdan ziyade objektif unsurun ağır bastığına karar verirse boşanmanın şartlarının oluşmadığından davanın reddine karar vermelidir. Bu nedenle, hakim, her somut olayda, eşlerin subjektif özelliklerine ve içinde yaşadıkları toplumun objektif özelliklerine bakarak, evliliği temelinden sarstığı söylenen vakıaya rağmen eşlerden evliliğin devamının beklenebilir olup olmadığını, eşin evliliği devam ettirebilmek için kendisinden beklenen gayreti gösterip göstermediğini titizlikle araştırmak ve değerlendirmek zorundadır. Eğer, eşin evliliği devam ettirebilmesi, kişilik haklarına saygı sınırını aşıyorsa yani eşin kişiliğinin hiçe sayılmasına neden olacak kadar fedakarlık yapmasını gerektiyorsa, bu eşin evliliği devam ettirmesinin kendisinden beklenemeyeceğine karar vermek gerekmektedir.

Ortak hayatın çekilmezliğine yönelik bir hüküm için mutlaka her iki eş için de aynı anda çekilmez bir durumun ortaya çıkmış olması gerekmez. Eşlerden sadece birisi için ortak hayatın çekilmez hale gelmiş olması yeterlidir. Ortak hayatın çekilmez hale geldiğini kabul etmek için, kanun koyucu evlenme sözleşmesinden itibaren belli bir sürenin geçmiş olmasını şart koşmamıştır. Evlilik akdinin yapılmasının hemen ardından ortaya çıkan ve evliliği temelden sarsacak bir nedenin varlığı halinde eşlerden biri evlilik akdinin kurulduğu gün dahi boşanma davasını açabilir.

#

No responses yet

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir